¿Por qué visitarlo?: Encargado a principios del siglo XII por la emperatriz Irene (esposa del emperador Juan II Comneno), el Monasterio de Cristo Pantocrátor es un titán absoluto de la arquitectura bizantina. Compuesto por tres iglesias interconectadas construidas una al lado de la otra, se erige como el segundo monumento religioso bizantino más grande que se conserva en Estambul después de Santa Sofía. Tras la conquista otomana en 1453, el sultán Mehmed el Conquistador lo convirtió inmediatamente en una mezquita y en la primera madrasa islámica de alto nivel de la ciudad, nombrada en honor a su famoso erudito principal, Molla Zeyrek Mehmet Efendi. Representa una síntesis espectacular de la mampostería imperial romana y la herencia otomana clásica.
¿Qué hacer?: Explora su impresionante interior para observar cómo tres iglesias medievales distintas se fusionan bajo múltiples cúpulas elevadas. Pasea por el atmosférico barrio de Zeyrek, protegido por la UNESCO, para ver sus históricas casas de madera y admira los majestuosos arcos exteriores de ladrillo rehundido que definen la maestría artesanal bizantina media.
Consejo de experto: Durante su exhaustiva restauración de 9 años, se instalaron paneles de vidrio protector en secciones del suelo de la mezquita. Mira directamente a través de estos segmentos de vidrio para maravillarte con el prístino suelo de opus sectile (incrustaciones de mármol de colores) del siglo XII escondido debajo. Después de tu visita, camina justo detrás de la mezquita hasta el Jardín de Té de la Municipalidad de Fatih (Fatih Belediyesi Çay Bahçesi). Pide un té turco económico y disfruta de una de las vistas panorámicas más amplias y despejadas del Cuerno de Oro, la Mezquita de Süleymaniye y la Torre de Gálata al otro lado del valle.
Neden Gitmeli?: 12. yüzyılın başlarında Bizans İmparatoru II. İoannes Komnenos’un eşi İmparatoriçe İrene tarafından Pantokrator Manastırı Kilisesi olarak yaptırılan Molla Zeyrek Camii, Ayasofya'dan sonra İstanbul'da ayakta kalan en büyük Doğu Roma dini yapısıdır. Yan yana inşa edilmiş üç bitişik kilisenin birleşiminden oluşan bu devasa anıt, 1453'teki fethin ardından Fatih Sultan Mehmet tarafından şehrin ilk yüksek düzeyli eğitim kurumu (medresesi) haline getirilmiştir. Adını ise burada müderrislik yapan dönemin ünlü alimi Molla Zeyrek Mehmet Efendi'den alan yapı, hem Bizans tuğla işçiliğinin hem de Osmanlı mimari dönüşümünün en görkemli sentezidir.
Ne Yapmalı?: Üç farklı kilisenin iç mekanda nasıl tek bir cami gövdesine dönüştüğünü, çoklu kubbe yapısını ve devasa kemerleri inceleyin. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan tarihi Zeyrek semtinin dik yokuşlu sokaklarında, asırlık ahşap evlerin ve yakın zamanda ziyarete açılan tarihi Zeyrek Sarnıcı’nın arasında nostaljik bir keşfe çıkın.
Lokal İpucu (Insider Tip): Yapılan büyük restorasyon çalışmaları kapsamında, caminin zemininin belirli bölümlerine şeffaf cam koruyucular yerleştirilmiştir. Halıların kaldırıldığı bu kısımlarda aşağıya doğru baktığınızda, 12. yüzyıldan kalan orijinal ve büyüleyici opus sectile (renkli mermer kakma) zemin mozaiklerini görebilirsiniz. Gezinizi bitirdikten sonra caminin hemen arkasında yer alan Fatih Belediyesi Çay Bahçesi’ne geçin; burada çok uygun fiyata taze bir çay söyleyip Haliç, Süleymaniye Camii ve Galata Kulesi’ni aynı kadraja sığdıran, İstanbul’un en iyi panoramik manzara fotoğraflarından birini yakalayın.